|
Tekneyi Frabelle tesislerinde karaya cektik...
11 Haziran 2008 (6.0534K,125.1492D) 6.0534N,234.8508W
2 Haziranda General Santos Şehri Belediye binasındaki basın toplantısından çıkınca, Vali yardımcısına ve ekibine bize ayırdıkları vakit için teşekkür ettik. PRIMROSE’a geri döndük ve Makar iskelesinin 2 mil kadar güneyindeki Tambler’de bulunan Frabelle tesislerine çekmek üzere teknemi denize indirmeye hazırlandık. Bir Frabelle motoru, teknemi Tambler’e çekmek üzere gelmiş bekliyordu.
Sabahki karşılama törenine katılan bir çok Frabelle çalışanları görevlerine dönmüşlerdi. Tambler’de yeniden buluşacaktık. Sayın Elape’nin bana yardımcı olmasını tembihlediği Christian Causapin benimle beraberdi. PRIMROSE’daki mürettebat ne yapılması gerektiğini biliyordu ve aradan çok geçmeden teknemi ip kolilerinin üzerinde beklediği yerden vinçle kaldırıp suya indirdik. Ben teknem güvertedeyken içine binmiştim ve tekneye sahip olmak için beraber suya indirilmiştim. Kaldırma bantı olarak kullandığımız itfaiye hortumlarını çözdüm ve motora geçmiş olan Christian’a çekme halatını attım.
PRIMROSE mürettebatıyla el sallayarak vedalaştım ve motordaki Christian’a VHF telsizle çekmeye başlayabileceklerini bildirdim. Çekmenin başladığı sırada PRIMROSE’dan Alejandro elinde benim tokyolar, seslenmeye başladı. Suya indirilmeden önce benim tekneye bindiğimde onları PRIMROSE’un güvertesinde bırakmıştım. Şimdi önde motor beni çekerken tekrar PRIMROSE’un yanına dönmek zor olacaktı. Christian telsizle kısa bir konuşmadan sonra tokyoların Tambler’e getirileceğini bana bildirdi.
Teknem Tambler’e doğru çekilirken çeşitli boylarda pumpboat gördük. Trimaran gövdeli büyük pumpboat teknelerinin arasında, yan uzantılarının üzerinde iki tarafta üçer taneden altı adet ufak pumpboat yüklü olanları vardı. Christian telsizle bunların olta kullanarak ton balığı avlamak için kullanıldığını, ufak balıkların oltayla yakaladıkları ton balıklarını soğutucusu olan büyük ana tekneye getirdiklerini anlattı.
Tambler’e ulaştığımızda, soğutuculu TANGERINE şilebi, donmuş balık yükünü karaya aktarmak üzere bağlanmıştı. Benim teknemi bağlayabileceğim, alçak bir iskele yoktu. Mevcut iskele daha büyük gemilerin yanaşması için, kolonlar üzerine oturtulmuş beton bir platformdan ibaretti. Benim ufak teknenin bu platformun altına girmemesine dikkat etmeliydim. İskeleye yanaşır yanaşmaz meraklı mürettebat kenara dizilip beni izlemeye başladı. Teknemin burnundan bir ipi iskeleye, kıçından bir ipi de TANGERINE’in iskelenin köşesinden 90-derecede uzanan kıçına bağladık. Arada benim tekne çapraz durup vincin gelmesini beklerken iskeleden mesafesini korudu.
İskeledeki meraklı mürettebat çat pat İngilizce konuşabiliyordu. Yetmeyince biraz el kol sallayarak biraz işaret ederek derdimizi anlatabiliyorduk. Elimde ip, yardım gerektiğini ima edersem, üç tane el bana yardım için uzanıyordu. İletişim bir sorun olmadı. Teknemi emniyete almam için ne gerektiğini bakar bakmaz görebiliyorlardı. Denizcilerin dilini konuşuyorduk...
Teknem iskeleden açıkta emniyete alındıktan sonra sudan kaldırmak için vincin gelmesini beklemeye başladık. Beklerken bir yandan sohbet etmeye çalıştım, teknemin özelliklerini ve ne yaptığımı anlatmaya uğraştım. İskeledekilerden biri üzerinde “Pacquiao for Congress” (Meclis için Pacquiao) yazılı bir kep giymişti. Daha sonra adının Fred olduğunu söyleyecekti. Fred’e işaret ettim ve “PACMAN!” dedim. Hoşuna gitti, bir kahkaha attı. Manny “PACMAN” Pacquiao, dünya şampiyonu Filipinli profesyonel bir boksördü. Onun şampiyonluk maçını CHAMPION-52’deken DVD’den seyretmiştik. Ben istemeden, daha sonra Fred gitti, tekneden toprağa indiğimde giyebileyim diye bir çift tokyo buldu getirdi.
Joel, kamyon gibi bir şasisi olan vinci kullanıyordu. Vinci iskelenin kenarına yanaştırdı, yerini aldıktan sonra dört köşesinden mesnet kollarını uzatarak sabitledi. Hazır olduğunu işaret edince kabloyla sarkıttığı kancanın ucuna, PRIMROSE’dan beri yerinde bıraktığımız itfaiye hortumlarından yapılmış bantları taktım. Tekneyi kaldırdık, tesislerde nöbetçi kulübesinin yanında toprağın üzerine konulmuş dört tane ip kolisinin üzerine indirdik. Sonra toz topraktan korumak için üzerine bir örtü attık.
Joel benim tekneyi indirdikten sonra vincin yerinden kımıldamadığını farkettim. O arada benim tekneyi örtmekle meşguldum. Vincin mesnet kolları hala uzanmış, kancası hala teknemin üzerinde sarkmış duruyordu. Artık hava kararmaya başlamıştı. Christian, benim teknemi yere indirmesiyle birlikte vinçde bir basınçlı hortumun patladığını, ertesi güne kadar da yeni bir hortum gelmeyeceğini söyledi. Benim tekne kancanın ucunda havadayken ben de birlikte havadaydım. O hortum ben havadayken patlasaydı, herhalde beni oradan indirmenin bir yolunu bulurlardı, diye düşünmeden edemedim.
Erden.
|